Dün akşam otururken karıma dedim ki: "Ot gibi yaşamayı katiyen istemem. Şayet bir gün makinelere ve bir şişeden sızacak olan “bilmem ne” sıvısına bağımlı olacak olursam, lütfen hiç tereddüt etme, hemen fişi çek, olur mu ?" Karım yerinden kalktı. Laptopumu fişten çekti, şarabımı çiçeklerden birinin saksısına döktü ve çıkıp gitti. Adi kadın!
Çok kolay yanıtlanacak bir soru gibi görünüyor. Ama öyle değil! “Tabii… Seviyoruz” sözleriyle kimseyi tatmin edemezsiniz. “Ülke sevilmez mi?” karşı sorusunun mantığının iflas ettiği bir dönem yaşıyoruz.
Türkiye’min en ücra köşelerinden kopup büyük kentlere gelen insanları inceliyorum. Zorlu bir geçim telaşına kapılmayanı yok. Olduğunca uyanık, hoş görüsüz, kendi çıkarına dönük,ve çevreye karşı tedirgin. Kabuklarını kırıp yaklaştığımda, içindeki Anadolu kokusunu ancak duyabiliyorsun.
Uzun yıllardır yazılarımın konusunu insan ve kent ilişkileri oluşturdu. İnsan çok önemliydi. Ya kentler? Kişi mutluluğunun yatağıydı kentler! Nasıl rahatsız bir yatak, uykusuz bir gecenin tüm yorgunluğunu insana yükler… Plansız, özensiz, estetik dışı bir yerleşim de insanla mutsuzluğu özdeştirirdi. Onun için kalemim, bundan sorumlu olanlara karşı hep mızrak oldu.
Sevgili aşkı, ana baba, kardeş, çoluk çocuk sevgisi yetmiyor. Toplumun güçlü olması, birbirimizi sevmemize, sevginin toplumsal adı “saygıya” bağlı! Bence iktidar ve muhalefet partilerinin programlarında başta yer alacak en önemli konu bu.
Kendimi hep şanslılardan sayarım. Çünkü tüm ömrümde denize bakan evlerde oturdum.Çocukluğumda ve gençliğimde mavi ve tertemiz İzmit Körfezi’ni ve engin Karadeniz’i yudumladım. Sonraki yaşamımda da Ege ile tanıştım. Şimdi gecesi ve gündüzü ile Karadeniz’i tüm dünya sularıyla buluşturan güzel Boğaz’ı yaşıyorum.
Elbette ki Hasankeyf gibi Tanrının yarattığı ve yüzyıllarca insanların değerini bildiği hazineler, sadece bizim değil tüm insanlığın malıdır. Ama insanoğlunun bencilliği ve mülkiyete olan düşkünlüğü yine de bir vazgeçilmezdir. Hasankeyf’i geç de olsa görenlerden, içine yudum yudum sindirenlerdenim.
Sizleri bilmem ama ben, dilimizin aldığı öldürücü yaralardan dolayı sancılıyım. Caddelerde, sokaklarda yürürken, alışveriş ederken, hatta camında “The Barber” yazan iki koltuklu berber dükkânında tıraş olurken, büyük acı duyuyorum. Sizleri bu tür eleştirel yazılarla acıma ortak ettiğim için üzüntülüyüm. O nedenle bu satırların geri kalan bölümünde sizi neşelendirmeye çalışacağım.
Eskiye oranla çok daha zengin, çok daha renkli ve de çok daha olanaklı bir yaşama sahibiz. Ama bu bizi yeterince mutlu etmiyor. Bu koskocaman bir gerçek…Doğallıktan, sevgiden, saygıdan uzaklaştığımızın farkındayız. Eskinin bütün güzellikleri “özlem” olup yüreğimize yansıyor
Çengelköy Haber; Bir Bilim, Gezi, Kültür, Sanat, Tarih,
Sağlık ve Çengelköy'ün Haber Sitesidir. Çengelköy Haber sitesi içeriğinde bulunan bilgilerin doğruluğu konusunda kesinlikle garanti verilmemektedir. Çengelköy Haber; hiçbir kurum, kuruluş ve veya sivil toplum örgütü ile
doğrudan ve veya dolaylı olarak bağlantılı değildir. Çengelköy Haber sitesi içeriğinde bulunan ticari marka, logo, ünvan, görsel, işitsel ve yazılar kendi sahiplerine aittir. Yazıların sorumluluğu yazarına aittir.
Ana sayfa | Anket | Arşiv | Çengelköy haber
hakkında | Elektronik posta listemize
katılın | Gizlilik ilkesi | Haklar | İletişim
Linkler | Reklam başvuru formu | Reklam raporları | Reklam yardım | Seri ilan |
Sıkça sorulan sorular | Site kullanımı | Yasal uyarı